|
Untitled Document
Untitled Document
|

 |
Fikra |
 |
 |
AMERİKAN ŞAKASI
- John'la James kır gezintisine
çıkmışlardı. Bir ara John, James'e yerdeki sığır tersini gösterdi:
- - Bak James... Günün birinde
öleceksin, mezara koyacaklar, mezarının üstünde otlar bitecek.
Otları inekler yiyecek. İnekler işte böyle pisleyecek. Ben, bunu
görünce, "Yazık... Ne kadar değişmissin James," diyeceğim.
- James dedi ki:
- Önce sen öleceksin, John. Mezara gireceksin. Mezarının üstünde
otlar bitecek. Onları inekler yiyecek. İnekler işte böyle
pisleyecek. Ben, bunları görünce "Hiç değişmemissin be John!"
diyeceğim!
|
:) ARASI YOKMUŞ
- Gözü, bankta oturmuş portakal soyan
adama takıldı. Soyuyor, tuzluyor, yanındaki çöp kutusuna atıyor... Bir
süre izledikten sonra yanına gidip sordu:
- - Afedersiniz, güzelim portakalları
tuzlayıp çöpe atmanız garibime gitti de...
- - Efendum, penum tuzlu portakalla aram
eyu değuldur da...
|
:) ASKER N'APMAZ?
- Komutan içkiyi yasakladı ve duvara
"Alkol öldürür" diye yazdırdı.
- Ertesi sabah, bu yazının altına bir
cümle eklenmişti: "Asker ölümden korkmaz".
|
|
:) AYNADAKİ ADAM!
Temel aynalı sigaralığından bir tane
sigara çıkarmış, o anda gözü aynaya takılmış;
-
ula dursun
demiş,
- Ha bu aynadaki adam
baa tanıdık geliy demiş.
Dursun aynayı temelden almış, şöyle bir bakmış,
- ula salak
demiş
- tabi tanıdık gelir
bu benim ............
|
|
:) CENAZE
- Hindistan'a, kaplan avına giden
John'un ailesine gelen telgrafta şunlar yazılıydı:
- "John, avda öldü. Cenazesi ayın
17'inde Londra'da olacak."
- Ayın 17'sinde John'un ailesine kafes
içinde büyük bir Bengal kaplanı geldi. Bunun üzerine aile, Hindistan'a
telgraf çekti:
- "Kaplanı aldık. John'un cenazesini
bekliyoruz."
- Cevap geldi:
- "John'un cenazesi kaplanın karnında."
|
|
:) ÇOCUK MOCUK
- Adanalı İsmail Safa Beye dostlarından
biri sormuş:
- - Adanalılar neden hep çatal matal,
bacak macak diye konuşurlar?
- - Öyle söyleyenler çocuk mocuktur!
|
|
:) DENENMİŞ
İLAÇLAR
- Doktor, hastasına telefon etti:
- - Size verdiğim reçetedeki ilaçları
kullanmaya başladınız mı?
- - Başladım, doktor.
- - İyileşmeye de başladınız mı?
- - Daha iyiceyim. İlginize teşekkür
ederim. Daha önce böyle telefonla sormazdınız...
- - Ben de aynı hastalığa tutuldum.
İlaçları kullanmadan önce emin olmak istedim de..
|
:) ENAYİ
- Bir yığın sebze yüklenmiş el
arabasını kan ter içinde yokuş yukarı çıkarmaya çabalayan manav
çırağına acıdı, yardım etti. Güç bela yokuşun başına geldiler. Geniş
bir soluk alarak sordu:
- - Oğlum, tek başına bu kadar yükü
taşıyamayacağını ustana söylemedin mi?
- - Söyledim ama...
- - Öyleyse niye taşıttı?
- - "Sana yardım edecek bir enayi
bulunur" dedi.
|
:) EŞEK BOYAMAK
Kayseri'ye yeni gelen yabancı,
ayakkabısını boyatırken boyacıya takılmış:
- Siz Kayserililer eşeği boyayıp babanıza satar mısınız. Nasıl yapılır
bu is?
Boyacı, fırça sallamayı sürdürerek:
- İşte, demiş, eşeği böyle boyarız! |
|
:) HAP
Bir adam uçağıyla Afrika'nın üzerinde
gezerken birden uçağı arızalanır ve ormanlık bir alana düşer. Üstüne
üstlük bir afrika kabilesinin ona doğru yaklaştığını görür. Adam içinden
"İste şimdi hapı yuttuk" der. O anda düşüncesinde Nur yüzlü dedenin
sesini duyar.
- Hayır evladım henüz hapı yutmadın.
- Peki ne yapmam gerek ?
- Şuradaki mızrağı görüyormusun? - Evet.
- Al onu öndeki renkli giysili adamın tam kalbine batır.
Adam mızrağı alır ve adamın tam kalbine batırır.
-Evladım işte şimdi hapı yuttun.
|
|
:) İSİM
Adamın biri birgün yolda giderken bir çocuk
görür ve çocuğu çok sevimli bulur çocuğa senin adın ne der çocuk tam
söyleyeceği sırada dur ben tahmin edeyim der ama baş harfini söyle der
çocuk -y der adam başlar saymaya -yasin çocuk başını sallar -yusuf çocuk
gene başını sallar adam y ile başlayan tüm isimleri sayar çocuk her
seferinde başını sallar adam iyice sinir olur kız isimleride saymaya
başlar çocuk gene başını sallar adam en sonunda bilemedim ne lan senin
ismin der çocuk -yamazan der
|
|
:) KIRK YILLIK
SİRKE
- Bir dostu, Hoca'ya sormuş:
- - Sende kırk yıllık sirke varmış?
- - Var.
- - Biraz versene. İlaç yapacağım.
- - Yoo... Her isteyene verseydim kırk
yıldır durur muydu?
|
|
:)
KONUŞMAYANLAR
Hayat bilgisi dersinde öğretmen sordu:
- Balıklar neden konuşmaz?
Funda parmak kaldırdı:
- Öğretmenim, siz de başınızı suya
soksanız konuşamazsınız!
|
|
:) KUŞ SANMIŞ
Saf köylü, kente iş için gelmiş. Bir evin
penceresinde gördüğü papağanın renk renk tüylerine hayran oluyor.
- Allahım... Ne güzel yaratıklar var...
Tam o sırada papağan konuşmaya başlıyor:
- Ne bakıyorsun?
Köylü, neye uğradığını şaşırıyor:
- Kusura bakma hemşehrim. Seni kuş sandım da...
|
:) OLMAYANA
ERGİ
- Kamyonunu jandarma karakolu önünde
durdurup nöbetçi ere sordu:
- - Bu dolaylarda siyah inek bulunur
mu?
- - Yoktur.
- Büyük siyah köpek filan var mı?
- - Hayır.
- Siyah at?
- - O da yok.
- - Eyvah!.. Demek ki ezilen köyün
papazıydı!
|
:) OLMAZ
OLUR MU?
- Oyun sürüyordu. Köroğlu rolündeki
aktör, yarenlerine:
- - Atımı getirin! diye bağırdı.
- Seyircilerden biri "hariçten gazel"
okudu:
- - Eşek olsa olmaz mı?
- Köroğlu rolündeki oyuncu:
- - Olur olur... dedi. Buraya gelin!
|
|
:) ÖZEL YÖNTEM
- Cimriliğiyle ünlü İskoçya'da, polis
okulunda öğrenciye sordular:
- - Büyük bir kargaşalık başgösterdi.
Herkes birbirine giriyor, silahlar patlıyor... Söyle bakalım, bu
topluluk nasıl dağıtılır?
- Öğrenci, hiç düşünmeden:
- - Hemen boynuma bir kutu asarım, dedi.
Ve bağış toplamaya başlarım!
|
|
:) PİLAV
ÜSTÜNE
Lokantada, müşterilerden biri garsona
seslenmiş:
- Bakar mısın evladım...
Bana bir pilav, üstüne de biraz et.
Az ötede masada Borazan Tevfik oturuyormuş. Yemeğinden başını kaldırıp o
da garsona dönmüş:
- Bana da bir pilav... Ama üstüne etme!
|
|
:) SAVAŞ
HAZIRLIĞI
- Televizyon filminde Kızılderililerin
yüzlerini boyadıklarını gören Can, sordu:
- - Baba ne yapıyorlar bunlar böyle?
- - Savaşa hazırlanıyorlar, oğlum.
- Can, ertesi sabah annesini makyaj
yaparken görünce koşup babasının yanına geldi:
- - Baba, kötü şeyler olacak...
Annem içerde savaş hazırlığı yapıyor!
|
:) SOĞANIN
CÜCÜĞÜ
- İnşaatta çalışan Recep'le Memet, her
zamanki gibi, pişirdikleri bulgur aşını yiyorlardı. Bir ara Recep
sordu:
- - Ula Mehmet! Zengin olsan ne yirsin?
- - Soğanın cücüğünü yirim. Ya sen?
- - Bana yiyecek bir şey bırakmadın
ki...
|
|
:) TABANCA SESİ
- Genç yazar, ilk oyununu tiyatronun
yöneticisine baştan sonra okudu ve sordu:
- - Nasıl buldunuz oyunumu?
- - İyi... Yalnız, sonunda küçük bir
değişiklik yapsanız iyi olur. Oyunun başkişisi zehirle değil,
tabancayla ölmeli.
- - Bu önemsiz bir ayrıntı...
- - Bence önemli. Tabanca sesi, uyuyan
seyircileri uyandıracaktır.
|
|
:) TANIMAK
- Yargıç, Temel'e:
- - Bu adamdan borç para almışsın,
diyerek Dursun'u gösterdi. Neden ödemiyorsun borcunu?
- - Ben bu adamı tanımayrum. Ondan borç
almuş da değilim.
- Dursun sinirlerdi:
- - Ula Temel, doğru söyle, beni tanimay
musun?
- - Tanimayrum.
- Ula sen beni tanimaduğuna göre ben de
seni tanımayrum!
|
|
:) TERLEMEK
İÇİN
- Sınavda tıp öğrencisine sordular:
- - Hastayıı hangi yöntemlerle
terletirsin?
- Öğrenci bildiklerini söyledi.
- - Başka?
- Belleğini yokladı, anımsadığı başka
yöntemleri de anlattı.
- - Başka?
- Ter içinde kalan öğrenci:
- - Bütün bu yöntemlerden sonuç
alınmazsa, dedi, burara getirir, huzurunuzda sınava sokarım.
|
|
:) MATEM
Adamın biri eczaneye uğrar ve siyah prezervatif ister. Bunu duyan
eczacı
şaşkınlık içinde sorar:
- Afedersiniz ama neden siyah?
Adam cevap verir:
- Arkadaşım öldü de, karısına baş sağlığı dilemeye gidiyorum!..
|
:) TIRAŞ
- Küçük Ata, kapıdan giren konuğa:
- - Amca, dedi, senin adın Süleyman
mı?
- - Evet, yavrum.
- - Berber misin?
- - Hayır, niye sordun?
- - Babam, pencereden görünce
"Süleyman yine tıraşa geliyor" dedi de...
|
|
:) YARIŞ ATI
- Kocasının ceplerini karıştırırken bir
kağıt parçası buldu. Üzerinde "Leyla" yazıyordu, bir de telefon
numarası vardı. Akşam, kağıdı gösterere sordu:
- - Bu kimin numarası?
- - Aa, bilmiyor musun, ünlü yarış atı
bu. Bu hafta ona oynadım.
- On gün sonra koca eve dönünce, karısı:
- - O ünlü yarı atı Leyla var ya, dedi.
İşte o aradı seni...
|
|
:) AYDİNLİKTA
Nasreddin Hoca kapisinin önünde bir seyler araniyormus. Komsulari :
- Hayrola Hoca efendi, demisler, birsey mi kayip ettin?
- Mühürüm düstü de...
- Nerede düsürdün? Söyle, biz de bakiverelim...
- Içeride düsürdüm, avluda...
- Avluda kayip olan sey sokakta aranir mi be Hoca?
- Avlu karanlik. Burasi daha aydinlik da onun için burada ariyorum...
|
|
:) TEMEL VE
KRALİÇE ELİZABETH
Temel Istanbul a gelmis, yürüyormus.Bu arada 5 dakikada bir top
atislari duyul-
maktaymis. Merak edip sormus. "Hemserim bu top atislari neyin nesi?"
diye.
Kraliçe Elizabeth in gelmesi sebebiyle top atisi yapildigi anlatilmis.
Aradan yarim saatgeçmis ve top atislari halen sürmekteymis. Temel yine
sormus bir baskasina "Bu top atislari neden?" diye. Ayni cevabi alinca
söylenmis: "Ulan, yarim saattir bir kariyi vuramadilar, be!"
|
|
|
 |
 |
 |
 |
|
|